Uzun Geceler

gecelerimi uzatan saatler mi sanıyorsun
sızım sızın sızlıyorum,
sensizliği düşlüyorum,
sen orada duruyorsun…

Hakikat

Heves binbir nakış, nefis tel örgü
Ezan sesi davet, icabet görgü
Secdeden kıbleye mübarek döngü
Bilmem sahi midir yoksa riya mı?

Dünle giden gitti, bugün nesi var
Bir bilenin binbir bilinesi var
Bilip erenlerin hazinesi var
Bilmem gerçek midir yoksa rüya mı?

Derman isteyenler derde sarılsın
Dertler ummanına dalıp yarılsın
Merhem arayanlar tuza sarılsın
Bilmem zehir midir yoksa deva mı?

Dünya sana kanan serde bey midir?
Dervişin duası çeşm-i mey midir?
Sarhoşun takvası olur şey midir?
Bilmem hak mı bize yoksa reva mı?

HakSaray

Ak saray yapıldı…
Oh ne de güzel yapıldı, aman da pek yakıştı itibarı arşı delen memleketime.

Devrü alem mecmualarının manşetlerine “21.yüzyılda hala madende işçiler ölebiliyor” yazdıran, bir “van minutü” ile Filistin’e sistematik zulmeden israilin elini kolunu bağlayan dünya lideri ve avanesine yakışır elbet.
Altın varaklı sütunların altında, memleketin bilmem kaç köşesinden getirilimiş pırıl pırıl mermer zemin döşemelerinin üzerinde yürümek, işçisine %3 zammı reva gören yüzyılın sultanına yakışmayacakta kime yakışacak.

O bin odalı saray, her projesinde binbir stratejik derinlikle memleketi ortadoğunun kadim düşmanlarıyla yüzgöz edenlere layıktır elbet. Halkın içinde olmak, toprağa dokunmak, suya kanmak, memleketle kalmak, memleket olmak gelmiş geçmiş en büyük lidere yakışır mı. Kisra sarayları inşa edip, aşsızdan, işsizden, yalın ayak çift sürenden, başı okşanmak bilmemiş yetimden derin yarlarla ayrılmalı. E biraz mesafe olmalı tabi…
Yakıştı yakıştı, çok yakıştı… Mum dikmek denir ya o hesap…

Bunca yıl geçmiş, onca şey yapılmış, memleketi ihya eden ol devletlü sultana tebayı görüp dinlemek yakışır mı hiç bu vakitten sonra. Görüp, dinleyenler, zatı- şahanelerine usulünce söyleyenler çok… Memleket olduğu gibi görülmemeli, sultanın görüldüğü gibi olduğuna ikna edilmeli halk…

E biraz yandaş olmalı tabi…

Güzel oldu güzel, pek bi güzel oldu…

Kefen giyip gelen, yol ver gidelim, öl de ölelim diyen, liderine sıdk-u sadaketle bağlı, fikri hür, irfanı enginleri aşan cümle cemaat kendilerini makarna ve kömürle ihya eden maliklerine, asgari ücretlerinden arttırdıklarıyla bi saray inşa ediversinler canım çok mu… Hem görün bakın bu saray nasıl da çözüm sürecini tetikleyip terör belasını def-ü ref eyleyecek. Gösterişi ve azameti ile bizi bi çırpıda ortadoğunun lideri konumuna getirecek. Görün bakın çok da sürmez mili gelir taaaaa van yapacak. Cari açık ahşap tarihi yalıları restore eder gibi beton sıvalarla kapatılacak. Eğitim sistemi yıkılacak, işinin ehli bir müteahit eliyle yeniden yapılacak. 4+4+4 bloklar dikilecek… Geleneksel “en yaramaz sınıf başkanı yapılır” yöntemi ile memleketin en azılı hırsızları, arsızları, yandaş ve yalakalarına en büyük kamu ihaleleri verilecek bu sayede yolsuzluklar önlenecek. Hani olmaz ya olaki bi yolsuzluk oldu, mücadeleye yeltenen Savcı ve Polislerin sürgün yerlerine ulaşımı kolaylaştırmak için metro hatları yapılacak. Oradan oraya kolayca sürülebilecek. Olacak… Hak ettik ki olacak…

Kul hakkı? Tüyü bitmemiş yetimin, ekmeği için ölenlerin, vatanı için yitip gidenlerin hakkı!
Eee o kadar da olacak…

Kul, hakkından feragat edecek, Şah haksaraylar yapacak tabi…

Türkiye muhafazakar bir ülke(mi)dir…

Muhafazakar özgürlük, daha fazla başörtülü, daha fazla sakallı, daha fazla camili, daha fazla imamlı olmak anlamına mı gelir… Bütün bunlara fazlası ile sahip ama ikiyüz senedir batının piyonu olmuş arap yarım adası muhafazakar mıdır mesela?

Muhafazakarlığın olmazsa olmazı, milli hassasiyet, sosyal adalet, toplumsal örfe saygı, geleneğe bağlılık, onurlu vatandaşlık, hakka riayet, Hak’a iman, kavramlarını ne kadar muhafaza ediyoruz?

Daha rahat namaz kılmak, ibadetin gereğini istediği yerde istediği gibi yerine getirmek, uygun fiziksel atmosferi yakalamak islami bir yaşayış için yeterli mi?

Başörtümle yaşayabiliyorum, namazımı kılabiliyorum gerisi beni ilgilendirmez demek islami bir ölçümüdür?

Toplumsal refah, ev ekonomisinden ibaret midir?

Giyimiyle kuşamıyla, gündelik yaşamıyla, dinin fiziksel bütün şartlarını yerine getiren ve maddi olarak da hiçbir sıkıntısı olmayan islam ülkeleri yok mu? Bu ülkelerin Gazze’de, Suriye’de, Türkmeneli’nde, Afganistan’da, Arakan’da sessiz kalması, şuan içine sürüklendiğimiz sözde islam anlayışının bir parçası olabilir mi acaba?

Başımızdakiler namazında niyazında, inançlı (!) insanlar deyip, geriye kalan yöneticilik vasıflarının hiçbirini sorgulamamak ne kadar müslümanca?

“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8435) Hadis-i Şerif’i hiç mi kaygılandırmıyor seni.

“Vicdanın kabul etmediği hiçbirşey islami değildir” demiyor muydu Gazali…
“Tek yol islam” deyip harama göz yummak, “Ya Allah” diye yola çıkıp, yalana “eyvallah” demek, “Bismillah” diye işe başlayıp, “bize de bişeyler düşer inşallah” hesaplarıyla inanç tüccarlığı yapmak vicdani midir?

“Müslüman haram yemez, yolsuzluk yapmaz, kul hakkından korkar”dı ya hani, şöyle bir bak etrafına; harama bulaşmayan esnaf, yolsuzluk yapmayan idareci, vazifesini hakkı ile yapıp, kul hakkı yemediğinden emin memur görebilir misin? Ticarete bulaşıp vergi usulsüzlüğü yapmayan kaldı mı? ve herşey “olağan”, “olmazsa olmaz”, “o kadar olur”larla basitleştirilerek kabul edilir hale gelmedi mi?

Şükürler olsun ki neyin doğru neyin yanlış olduğuna bizim adımıza karar veren, muhafazakar(!) idareciler tarafından yönetiliyoruz… Gidişatta sorumluluğumuz yok…(!)

Müslümanca yaşamaya uğraşmayalım, müslüman(mış) gibi yaşamak yetiyor bize…

Boru

Onların petrolü varsa bizim de BORumuz var dedi adam…
“Bor”un var da öttüremiyorsun hacı,
Sahip oldukların hangi yaranın ilacı,
Mısıra acı, Suriye’ye acı, kendine acı,
Koca koca milletler kendi yurdunda kiracı…

Beni Sizler Kahrettiniz…

“Sağolunuz efendim, alkış tutan elleriniz dert görmesin, sizlerin sayesinde buradayım, beni sizler vâr ettiniz”

* * *

Televizyonun henüz piksellerle, inçlerle değil üzerindeki düğme sayısına göre kıymetlendirildiği günlerdi. TRT Ankara stüdyosunu dolduran seyircilerin alkışları arasında sahne alan sanatçılar sahnelerini tamamladıktan sonra gördükleri ilgi ve sevgiye bu şekilde teşekkür ederler, sahneden seyircilere sırt dönmeden bu sözlerle ayrılırlardı; beni sizler vâr ettiniz!

Özal’lı dönemde bu cümle siyasetin de içine girmiş, kalabalık miting alanlarında “sizler olmasaydınız, bizler buralara gelemezdik” şeklini almıştı. Netekim askeri idare yerini gerçek seçilmişlere bırakıyor demokrasi güçleniyordu. Ve aslına bakılırsa iktidarlar açısından demokrasi “beni sizler var ettiniz” rejiminin kısa adıydı.

Geçmişte durum böyleyken, günümüzde başbakan yardımcımız katıldığı TV programlarında “sizi bizler var ettik, biz varsak varsınız, biz olmazsak siz de olmazsınız” şeklinde beyanatlar veriyor. Yazık! Belli bir zümre ya da camiayı tehdit eder gibi söylenen bu cümleyi neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. “Sizi bizler var ettik” dediğiniz camianın diğer camialardan ayrılarak “var edilmesine” neden lüzum görülmüştü.

Bir camianın iktidarınıza, milli menfaatlerinize kastettiğini iddia edip, yok edilmesinin milli bir mesele olduğu yönünde telkinlerde bulunup, en tepeden bunun bir “istiklal savaşı” olarak görülmesi gerektiğini söyledikten sonra, “biz yok olursak, siz de yok olursunuz” cümlesi nasıl bir çelişki ne çeşit bir ilişkidir.

Bu nasıl bir paradokstur ki sizi bitirmeye çalışan camia “siz varsanız da yok olacak, yoksanız da yok olacak…”

* * *

Türkye’nin gelmiş geçmiş en güçlü iktidarının seçim kampanyalarındaki söylemlerinin devrim niteliğindeki evrimini seyrediyoruz;

Eskiden “önden giden atlılar” dediğiniz insanlara şimdi “truva atı” diyorsanız,
“fedakar, cefakar, hizmet insanları” diye örnek gösterdiğiniz kişilere “böcekler, haşhaşiler, vatan hainleri” diyorsanız,
“darbeciler, vesayetçiler, işbirlikçiler” diyerek 5 sene içerde yatırdığınız insanları, “akça pakça abiler, teşekkür etmediler” diyerek bir çırpıda salıveriyorsanız,
bir zamanlar “bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız” derken,
şimdilerde “bizimle olursanız var olur, varlıklı olursunuz, bizimle olmazsanız yok olur, yoksul kalırsınız” demekten çekinmiyorsanız,
yapılanları anlatırken “birlikte başardık” demek yerine “biz yaptık biiiizzz!” diyerek egonuza ayar veriyorsanız evriminizi tamamladınız demektir.

Mübarek olsun!

Beni sizler kahrettiniz!

iSRA-FiL

İsrail+Filistin

Yurdunda iman, ölüm vesilesi
Kör gözlere dert, gelecek endişesi
Şeytan vesvesesi, dünya telaşesi,
Bir kıyamet kavgasinin sessiz şifresi
Sur’a uflemesi an meselesi…

7.Evlilik Yıl Dönümü

Sultanlik dedikleri, yanliz kalple kıt akıl
Hele sevdaya bulas, ateslerinde yakıl
Iki bahasız evlat, bir de huriye kapıl
Goz acip kapatmadan gelir gecer yedi yıl
Ilahi sen bu ömrü bu yuvaya hadim kıl

yalnız…

kalabalık şehirlerde tek başında yaşardım,
yalnızlıktı arkadaşım, okyanuslarca yaş ardım…

Dua

ya aç ellerini dua et, ya da al bir bilenden öğüt,
ne yakarışını duyar, ne de çare bulur derdine, o çaput bağladığın söğüt…

Salyası çenesinde kafirin…

Bir akil ses, bir mert nefes bekliyor insan,
Nafile…
Çıkıp şecaat arzederken külhanbeyleri, sirkatini ayyuka veriyor
Ceraatlerin sızlattığı sinelere icraatlerle merhem olunmuyor…
Makam makam her köşesi irin memleketin ve salyası çenesinde kafirin…

Dost kara günde (!)

Türk’ün Türkten başka dostu yokmuş ya, yalan(!)
BBC olayları taksimden canlı yayınlıyor!
Türk medyasının yapamadığını CNN yaptı; 8 saat canlı yayın!
Alman milletvekili eylemcilerin yanında!
Rus aktivistler eyleme destek veriyor!
Amerikalı stand-upçı başbakanla dalga geçiyor!
Çinlilerin hazırladığı gezi videosu rekor kırıyor!
Gezi olaylarının arka planı Fransız televizyonunda!
İtalya; yanınızdayız! Hindistan; diren gezi parkı!
Suriye rejimi; Erdoğan halkına zulmediyor!
Komşudan (Yunanistan) eylemcilere dost eli!
Ermenistan TC hükümetini kınadı!
AB uyarı kararı aldı!
İngiltere durumdan endişeli!
israil medyası gerçekleri sansürsüz gösteriyor!
İran bir video hazırlamış süper!

Aman Allahım ne çok sevenimiz varmış…(!)

Yangında körük arayanlar…

Şantiyecilerin, rantiyecilerin, göz göre göre hak yiyicilerin, gözü dönmüşçesine para hırsına bürünmüşlerin taşırdığı bardağın, yansımasıdır gezi parkı…

Şişmiş balona iğneyi değdiren polisin biber gazlı, joplu, tomalı müdahalesi olduysa da durumun toplumsal bir infiale dönüşmesinin günah keçisi yapmak akıllıca gelmiyor…

Bunca adaletsizliği, bunca yolsuzluğu, dev icraatların arasında kaynatarak görmezden gelen, dur demeyen, diyemeyen belki de demek istemeyen bir iktidar izledik. Şimdi de tüm bunlara yeter artık demek isteyenlerin de desteğini alan karıştırıcı, kışkırtıcı grupların ülkeyi savaş alanına çevirmesini izliyoruz.

Bir yanda polis insan katlediyor, onlarca ölü yüzlerce yaralı var yalan haberleri yapılırken, diğer yanda camiye alkolle girdiler, Peygamberimize hakaret ettiler, Polisi hastanelik ettiler gibi prodüksiyon

haberler dolanmaya başladı. Anıtkabiri yıkarız, AVM’yi yaparız / yaparlarsa asarız, yıkarlarsa yakarız haberleri ile dolu sosyal medya…

Anlaşılan o ki Türkiye için de düğmeye basıldı. Tunus, Fas, Cezayir, Mısır, Libya, Suriye halkasına Türkiye’nin de eklenmesi çabası sezinlemiyorsanız durup biraz daha düşünün… Yandaşlarla yoldaşlar arasında sistemli bir şekilde açılan uçuruma şavaş köprüleri kurmak isteniyor.

Sosyal medya yalan kazanı… İti, kopuğu, azanı, çenesinden salya sızanı yorumşör olup birbirine saldırıyor. Her yerden yalan yanlış, kurgu haberler pedah oluyor. Polis ya da eylemci gibi görünen kışkırtıcıların uç müdahale ve muamele görüntüleri yayılıyor daha fazla insanın sokaklara çıkması kargaşaya ortak olması sağlanıyor.

Ve birileri de çok uzaklardan “sonunda Türkiyeyi de karıştırdık” diyerek gülüyor…

Not:

Bugün bu yangına körükle koşanlar, ateşi söndürmek için kıyamadıkları bir bardak suyu kaybolan huzur ve güven ortamının üzerine afiyetle içerler…

Kanun, yağ, şeker… Helva?

Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine karma bir yönetim sistemi yoktur herhalde. 7 düvel biraraya gelmiş de kendi kanununu kendi yapamayan Türklere bi kanun biçememiş…

İsviçre medeni kanunları örnek alınmış, İngilizler düzenlemiş, Fransızlar mıncıklamış, Almanlar öpmüş, IMF ayar vermiş, Amerika postallamış ama bi türlü bu topraklara hitab eden bir anayasa yapılamamış…
Doksan sene geçti, doksan milyona dayandı nüfus, ama memleketin anayasası halâ noksan…
Üniter yapının açmazları var, federal devlet bize uymaz…
Parlementer sistem iyi de bürokrasisi çok…
Başkanlık sistemi modern padişahlık, yarı başkanlık yarım yamalak?
İran gibi şeriate mi sarılsak, dünya vazgeçmişken komünist mi olsak…
Orjinalini üretmeye uğraşmak yerine “çakmasını” yapmak milli geleneğimiz…
“Uğraşmaya lüzüm yok, yapılmışı var”, biraz modifiyeyle Türk usulü olur mantığı…
90 yıldır anlayamadık, elin kanunu bu topraklarda sökmüyor. Bu ülkenin vatandaşına hizmet etmiyor, kendine hizmet etmeyen kanunu da vatandaş kabullenemiyor.
Ama bak, bu memleketin kanunları da kurumları da Amerikalıya nasıl hizmet ediyor; Sarai Sierra öldürüldü; emniyet, istihbarat, içişleri, dışışleri, jandarma, özel harekat ayakta… Sorana da “kanunlar gereği gibi uygulanıyor” diyorlar.
E tabi kimin kanunu ise ona…

ExcaliBursa

Bin yıllık geçmişi olan şu şehre bir bakın…

Günün gündemine saplanan, rantiye uğruna ceraata dönüşen icraatlara bakın…
Bir kentin tarih kenti olma kimliğinin ana hatlarını, kırsalını, kutsalını, alt yapısını, iflah olmayanların rant kapısına dönüştüren, yandaşlara bölüştüren, eğrileri örtüştüren şu düzene bakın…
Emir sultanın, devrinin hakimi hünkarların, Somuncu babanın, Oduncu babanın, Üftade Sultanın, Üç kuzuların, her karış toprağına ayak izini, her taşına eteğinin tozunu bırakmış erenlerin, evliyaların yattığı şu tarih şehrine bir bakın…
Her cephesinden görünsün, her devrin övünç kaynağı olsun diye bin düşünülüp, binbir hesaplanarak imar edilen camilerin, türbelerin, çarşıların, hanların, hamamların hesapsızca beton yığınlarının arasında yitip gidişinin sessiz şahitliğini yapıyoruz hep birlikte…
Doğanbey… Adı ile çelişen bir ölümün habercisi… Bir şehrin, bir tarihin, bir geleceğin kalbine saplanan hançer…
Doğanbey, kentsel dönüşümle güzelleşecek, gelişecek güzel bir kent umutlarının çürük temeli…
Büyük çabalar gösterilerek, büyük emekler harcanarak, zorluklara göğüs gererek şehre kazandırılmış sıfır kilometre bir harabe…
Belki kötünün iyisi, belki engeller serisi, belki imkansızlıklar silsilesi belki yorgunluk belirtisi…Ortaya çıkan tarih mirası, kent planlaması, merkez trafiği gözetilmeksizin yarınlara hatıra bırakılmış dev bir utanç abidesi…

Doğan bey Uludağ’ın en canlı eteklerine saplanmış beton bir excalibur…
Ve excaliburu şehrin kalbinden sadece kral çıkarabilir…
Bekliyoruz ses ver Kral Artur…