kalabalık şehirlerde tek başında yaşardım,
yalnızlıktı arkadaşım, okyanuslarca yaş ardım…
Dua
ya aç ellerini dua et, ya da al bir bilenden öğüt,
ne yakarışını duyar, ne de çare bulur derdine, o çaput bağladığın söğüt…
demedim mi…
sakın cahilin yanına
varma gönül demedim mi
müşkül olsa da halını
sorma gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi
aç gezer ol, tokçasına
muhannetin akçasına
namussuzun bahçasına
girme gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi
bulamaz dost arasını
eksik alır darasını
kabuklaşan yarasını
sarma gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi
ipek’i düşürdün aşka
görmeseydim seni keşke
kendi kusurundan başka
görme gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi
Salyası çenesinde kafirin…
Bir akil ses, bir mert nefes bekliyor insan,
Nafile…
Çıkıp şecaat arzederken külhanbeyleri, sirkatini ayyuka veriyor
Ceraatlerin sızlattığı sinelere icraatlerle merhem olunmuyor…
Makam makam her köşesi irin memleketin ve salyası çenesinde kafirin…
Dost kara günde (!)
Türk’ün Türkten başka dostu yokmuş ya, yalan(!)
BBC olayları taksimden canlı yayınlıyor!
Türk medyasının yapamadığını CNN yaptı; 8 saat canlı yayın!
Alman milletvekili eylemcilerin yanında!
Rus aktivistler eyleme destek veriyor!
Amerikalı stand-upçı başbakanla dalga geçiyor!
Çinlilerin hazırladığı gezi videosu rekor kırıyor!
Gezi olaylarının arka planı Fransız televizyonunda!
İtalya; yanınızdayız! Hindistan; diren gezi parkı!
Suriye rejimi; Erdoğan halkına zulmediyor!
Komşudan (Yunanistan) eylemcilere dost eli!
Ermenistan TC hükümetini kınadı!
AB uyarı kararı aldı!
İngiltere durumdan endişeli!
israil medyası gerçekleri sansürsüz gösteriyor!
İran bir video hazırlamış süper!
Aman Allahım ne çok sevenimiz varmış…(!)
Yangında körük arayanlar…
Şantiyecilerin, rantiyecilerin, göz göre göre hak yiyicilerin, gözü dönmüşçesine para hırsına bürünmüşlerin taşırdığı bardağın, yansımasıdır gezi parkı…
Şişmiş balona iğneyi değdiren polisin biber gazlı, joplu, tomalı müdahalesi olduysa da durumun toplumsal bir infiale dönüşmesinin günah keçisi yapmak akıllıca gelmiyor…
Bunca adaletsizliği, bunca yolsuzluğu, dev icraatların arasında kaynatarak görmezden gelen, dur demeyen, diyemeyen belki de demek istemeyen bir iktidar izledik. Şimdi de tüm bunlara yeter artık demek isteyenlerin de desteğini alan karıştırıcı, kışkırtıcı grupların ülkeyi savaş alanına çevirmesini izliyoruz.
Bir yanda polis insan katlediyor, onlarca ölü yüzlerce yaralı var yalan haberleri yapılırken, diğer yanda camiye alkolle girdiler, Peygamberimize hakaret ettiler, Polisi hastanelik ettiler gibi prodüksiyon
haberler dolanmaya başladı. Anıtkabiri yıkarız, AVM’yi yaparız / yaparlarsa asarız, yıkarlarsa yakarız haberleri ile dolu sosyal medya…
Anlaşılan o ki Türkiye için de düğmeye basıldı. Tunus, Fas, Cezayir, Mısır, Libya, Suriye halkasına Türkiye’nin de eklenmesi çabası sezinlemiyorsanız durup biraz daha düşünün… Yandaşlarla yoldaşlar arasında sistemli bir şekilde açılan uçuruma şavaş köprüleri kurmak isteniyor.
Sosyal medya yalan kazanı… İti, kopuğu, azanı, çenesinden salya sızanı yorumşör olup birbirine saldırıyor. Her yerden yalan yanlış, kurgu haberler pedah oluyor. Polis ya da eylemci gibi görünen kışkırtıcıların uç müdahale ve muamele görüntüleri yayılıyor daha fazla insanın sokaklara çıkması kargaşaya ortak olması sağlanıyor.
Ve birileri de çok uzaklardan “sonunda Türkiyeyi de karıştırdık” diyerek gülüyor…
Not:
Bugün bu yangına körükle koşanlar, ateşi söndürmek için kıyamadıkları bir bardak suyu kaybolan huzur ve güven ortamının üzerine afiyetle içerler…
Seyrani
Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda seyran beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez
Alemi tan eder yanına varsan
Seni de yanıltır mesele sorsan
Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan
Meclise gelir de erkân beğenmez
Her çeşit insandan birkaç eşi var
Mektepten kovulmuş günah işi var
Rabbi yesirde dört yanlışı var
Tahsil etmek için irfan beğenmez
Ellerin evinde çul fîraş olur
Burnu sümüklüdür gözü yaş olur
Bayramdan bayrama bir tıraş olur
Gider berbere de dükkân beğenmez
Dağlarda taşlarda dolaşan Yörük
İnsanlar içine çıkmayan hödük
Bir elife dili dönmeyen sürtük
Şehirde tecvitle Kuran beğenmez
Yayladan yaylaya konup göçer de
Arpayı buğdayı ekip biçer de
Mısır yaprağın kıyıp içer de
Tütünü bulunca duman beğenmez
Bir odası vardır gayet küçücek
Kendi aklı sıra keyf yetirecek
Bir çanağı yoktur ayran içecek
Kahveyi bulunca fincan beğenmez
Seyranî söyledi bu doğru sözü
Haddeden çekilmiş doğrudur özü
Şehre gelin gitse bir köylü kızı
Lal ü güher ister mercan beğenmez
Nesimi
Kanun, yağ, şeker… Helva?
Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine karma bir yönetim sistemi yoktur herhalde. 7 düvel biraraya gelmiş de kendi kanununu kendi yapamayan Türklere bi kanun biçememiş…
ExcaliBursa
Bin yıllık geçmişi olan şu şehre bir bakın…
Biranda da Göçmek Var…
Gaza Geldik…
Güzellikler ayıpların örtüsü haline gelmeye başladı bu memlekette…
Evet pek çok güzel şey başarıldı, hayal gördüğümüz hedeflere ulaşıldı;
İlk yerli ucak havalandı, ilk yerli fırkateyn denize indirildi, ilk yerli tranvay raylara bırakıldı…
Pek alâ…
Gerçek anlamda gelişen hiçbir ülkede bu başarılar, iktidar yalakası çıkarcıların saman altından döşediği hortumlara göz yumma sebebi olarak gösterilemez. Yazık ki en muhafazakar ağızlardan yolsuzluğa, yalana, harama kılıf uyduran sözcükler dökülüyor… “Çalıyorlar ama iş de yapıyorlar” diyebilecek ve bu örtbası yiyebilecek kadar helal-haram hassasiyetini yitirmiş bir toplum haline geldik.
Hiçbir başarı toplumun adalet algısını değiştirecek yanlış bir uygulamanın örtüsü olmamalı.
Son dönemde dışa bağımlılık, cari açık, gelirler dengesi gibi bahanelerle yapılan insafsız zamlar toplumun adalet duygusunu yerle bir ediyor.
Belediyeler, devlet kurumları, KİT’ler har vurup harman savurmaktan geri durmuyor. En iyi lojmanlarda oturup, en güzel arbalara binen ve yine de geçinemeyip kendilerine %100 zam yapan bütçenin yılmaz koruyucuları, gelirler dengesini ancak asgari ücret görüşmelerinde, öğretmen atamalarında ya da sosyal güvenlik yatırımlarında hesaba alıyorlar.
Hizmet için iktidar olanlar, iktidar kalmak için göz boyama hizmetler yapıyor, har vurup harman savuruyorlar… Yandaşlık, yalakalık, kayırmacılık ayıp değil ayrıcalık haline geldi. Sırf birileri kazansın diye kişiye özel yatırımlar projelendiriliyor; köy standardındaki 8 metrelik yollara avrupa standartlarında 18 metrelik kaldırımlar döşeniyor. Duble yollar çatlıyor, asfaltlar çöküyor, altyapılar tıkanıyor, milyon dolarlık bat-çıkları su basıyor…
Ağalar kızmasın, yabancı yatırımcı ürkmesin, sanayici göz bebeğimiz diyerek zenginin tahtına sinek kondurulmuyor, savurganlıklar, yanlış anlaşmalar, işlevsiz kanunlar yüzünden açılan gedikler fakir fukaranın rızkı ile yamanıyor.
Lüks tüketimde vergi kolaylıkları, sanayide vergi indirimleri, aflar, yatırım destekleri ve teşviklerle kayırılanların faturası sıradan vatandaşın temel ihtiyaç giderlerine yapılan zamlarla kesiliyor.
Başarıyı alkışlamak, gurur duymak çok DOĞAL…
Ama geçmiş başarıların gazıyla yol almak, hele hele bunları yolsuzluklara kılıf olarak kullanmak insafa sığar değildir.
Toplum olarak çabuk gaza geldiğimizi kabul etmemiz gerekiyor. Böyle olunca gaz vermek sureti ile topluma ayar çekmek etkili bir iktidar aracı oldu…
Doğalgaz faturları bu ülkede gaza gelmenin bir bedeli olduğunu çok güzel ifade ediyor…
Gaza geldik; ödüyoruz…
DOĞAL OLARAK…
Benim Annem
benim annem yüz lisan bilir
yüzü de güzel
her bedende bir insan bilir
sözü de güzel
sözü de güzel
özü de güzel
benim annem yüz lisan bilir
yüzü de güzel
benim annem yüz mevsim açar
yüzü de bahar
kan ağlasa da gülücük saçar
sözü de bahar
sözü de bahar özü de bahar
benim annem yüz mevsim açar
yüzü de bahar
benim annem yüz can kuşanır
yüzü de melek
her biri bir ömür yaşanır
sözü de melek
sözü de melek özü de melek
benim annem yüz can kuşanır
yüzü de melek
Ömer Lütfi Mete
Gülce
Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır
Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gözleri bir red, bir davet…
Gülce’m uzaktan dolanır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce semavi bir afet
Peri değil
Huri değil
Gülce beyaz sihir
Canıma bedel bir naz
Name nurdan zehir
Gülce arafatta infaz
Bi tek bakışıyla suyum ısınır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Cahil cesaretimi alem bilir
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetülarz’dan
Deccal’dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce’den
Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum
1981
Ömer Lütfi Mete
Üzgünüm Leyla
Dertliyim ruhuma hicrânımı sardım da yine
İnlerim şimdi uzaklarda solan gün gibiyim
Gecenin rengini kattım içimin matemine
Sönen ümid ile günden güne ölgün gibiyim