yakın gemileri, limanları yakın,
geçmişi bırakın,
yakın geleceği, günü anlamlandırmaya bakın…
var’ın, farkına varın,
demir alma vakti.
akın akın sevdaya akın,
gemiler yakın, limanlar yakın…
manadan uzak kelimeler tuzak,
fikir kıt, anlam kurak…
gönül zemberekli çıngırak,
ama bildiğim son durak… hb
hayat bhoş…
hayatı “hayat ne kadar boş”larla dolu olanlar… hayatta bir boşluğu dolduramayanlardır…hb
Şort metaforu…
yaşlı adam her basamağında soluklanarak çıktığı merdivenleri aşarak bindiği tıklım tıklım otobüste kısa titrek adımlarla ileleyerek kendisine yer verecek bir genç yüz aradı oturanlar arasında… otobüsün doluluğu nedeniyle kendisini farkedebilecek 3-5 koltuk vardı… umutla süzdü… tesadüf o ki o koltukların birinde kayınvalidesiyle birlikte oturan hamile bir hanım, diğerinde kucağındaki minik bebeği zaptetmeye çalışan genç bir anne, bir diğerinde de koltuk değneğini yanına yaslamış engelli bir adamcağız oturuyordu… geriye bir tek koltuk kalıyordu… gördüğü kadarıyla genç ve sağlıklı bir hanımkıza benziyordu… ayakta duranlar da bu hanım kızın kendisine yerverebileceğini düşündüklerinden olsa gerek o yöne doğru kendisine müsaade ettiler…
amca otobüsün hareketinin de verdiği düşme korkusu ile bi hamlede kız cağızın başında dikiliverdi… ne varki hanımkız camdan dışarı bakıyor kendisini görmüyordu… ses etmedi… bekledi… kendisini görünce yer vereceğinden emindi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu… ama kız kafasını çevirmiyordu… daha fazla sabredemedi çünkü dizleri titremeye başlamıştı… “kızım” diye seslendi… bekledi… kızda hiçbir hareket yok… hanım kız çok dalgın olmalıydı… hafifçe eğilerek tekrar, “kızım bana müsade edebilir misin çok yorgunum da…” dedi utanarak… yazık ki kız onu duymuyordu… saçları ile kapanan kulaklarındaki kulaklık yaşlı adamın sesini harcamıştı… durumu gören ve amcanın çaresizliğini farkeden genç adam kulağındaki zımbırtı yüzünden dünya ile bağlarını kesen genç kızın omzuna hafifçe dokunarak “hanfendi amcaya yer verebilir misiniz, adamcağız ayakta duramıyor da…” demesine kalmadı kızılca kıyamet kopuverdi… “sen bana nasıl dokunursun yaaa.. sapık…” ve arkasından bir şok daha “biz görmüyo muyuz…”beklemediği tepki karşısında genç adam donup kalmıştı… kızın şirretliği karşısında olaya tanık olanlardan hiçbiri araya girerek okları üzerine çekmek istemiyordu… sanırım biraz da yaşlı adama yer vermeyen kız durumunda kalma suçluluk psikolojisinin de etkisiyle susmuyordu… öyle ki genç adamı bırakıp ihtiyara döndü… “ayakta duramıyon ne otobüslerde geziyon”, “çok rahat etmek istiyosan taksi tut”… aman yarabbi… yaşlı adam neye uğradığını şaşırmıştı… bu çok aşırı bir tepkiydi… tamam kızım haklısın diyebildi adamcağız… seslendi kız “şofööör durur musun…” en yakın durak da durmak için biraz daha gaza basan şoförü de payladı “dursana ya, gerizekalımısın, incem…”hasbinallah” deyip durdurdu otobüsü kaptan… o ana kadar buz kesilen ve çıt çıkmayan otobüsten,söylene söylene inen kızın ardından müthiş bir uğultu yükseldi… çık çık sesleri… homurdanmalar… yaşlı adam böylesi bir tepki ile karşılaşacağını bileydi sanırım hiç yanaşmazdı. Yolculuğu ayakta tamamlasaydı bu kadar yorulmazdı.ve oturdu koltuğuna… yaşadığı heyecan yüzünden hızla atan kalbine nefes yetiremeyordu ciğerleri… derin derin soluklandı… soluklandı… otobüs kendi arasında mevzuyu tartışırken yaşlı adam kriz geçiriyordu… bir kez daha derin bir nefes aldı… arkasına yaslandı ama başı önüne düştü… açık kalan gözleri camdaki etiketi işaret ediyordu… bu koltuk hamileler ve çocuklular ile engelli, hasta, yaşlı ve gazilere aittir…
Otobüste mini şortundan dolayı taciz edildiğini iddia eden voleybolcu kızcağızın çığlıklarına sessiz kalmayan Y.OZDİL’in “Bu yazı kız babalarına” başlıklı yazısını okuduktan sonra paylaşmak istedim yukarıdaki yazıyı… abimiz bayanların spora katılımından girmiş, kız babalarına verdiği derin mesajla çıkmış… “kızınız zontalar ülkesinde yaşasın istemiyorsanız şort giydirin”… mevzu yeni bir tacize meyyal giyim tartışmasına döner mi bilmem ama en gelişmiş memleketlerin bile zonta kadrosunun daima kabarık olduğu değiştirilmesi güç bir gerçek… ve yazık ki yakın gelecekte zontaların azalacağı konusunda da ikna edici bir veriye ulaşamadım…hal böyle iken zontaların zokasına yem saplamaktan öte nedir bilemedim bu tavsiyenin derun manasında gizlenenin…
Edep, adap, saygı ile bezenen ve nezakete bürünüp, asalet giyinen kızların babaları bu yazıdan nasıl bir ders çıkarırlar ve yozdilin çağrısına nasıl kulak verirler bilmiyorum ama toplumla bilikte yaşama adabını kızının zihnine nakşetmek herhalde bir babanın kızına vazifeleri arasında giyim kuşamı ile ilgili telkinlerinden evvelde durur kanısındayım. Siz adab-ı muhaşereti şorttan kıymetsiz sayarsanız gün gelir ayakta kalan amca siz olursunuz. o genç adam bir daha aynı girişimde bulunup sapık diye yaftalanma riskini göze almaz. bide bakmışsınız sapık olmuşsunuz yada ihtiyar zonta…
“huzur islamdadır”mı?
Nedir huzur?
kimsenin karışmadığı, dünya dertlerinden uzakta, sakin ve de sessiz durgun ve de dingin bir hayat özlemi midir… başkasının derdi ile hemdem olmak, derdini dertten bilmeyip başkasınınkini de paylaşmak değil midir inanmak, aza kanaat etmek değil midir, daha fazlasına tamah etmemek… şöööyle uzatıp ayaklarını batan güneşe karşı uzanmak, az çalışıp çok kazanmak, kazandığını fütursuzca harcamak değil diye bilirim gönül vermeyi, yola baş koymayı… ana bir yana, “ene” den geçmek değil midir… huzur dileyen gönüllerin semaya açtığı ellere konanlar, hep daha fazlasını dilemenin tohumlarını serperken, huzur, kulun önünde asılı ve asla ulaşamayacağı bir havuç değilmidir. Kimdir istediğini elde etiikten sonra daha fazlasını istemeyen…
Müslüman! huzur islamdadır deme… komşun açken tok yatıyorsan bana huzur deme… kardeşlerin firavun yöneticilerin gazabıyla alev aley yanıyorsa sus… ma… ağla… huzur yok sana…
16 saatin sonunda elhamdulillah diye göbeğini ovuşturarak şükretmek midir huzur…
16 gün açlığın sonunda eline verilen bir lokma ekmeği yarını da var diyerek, titreyerek ama ölçerek yemeye çalışan somaliliyi düşünmüyor ve ölçüsüzlüğüne, müsrifliğine kahretmiyorsan şüphe et kendinden…
Gerçek aleme vaadedilen huzuru, yalan mekanda arıyorsan gayretin boşadır…
paylaşmak, paylaşamamakla huzursuz olmaktır huzur… huzur göçmeye hazır olmaktır…
Aç avuçlarını bu ramazan, bir semaya, bir de utanarak çaresizce sana açılan avuçlara aç…
Aç çünkü huzur ihsandadır…
beddua
hay baş örtülerine dolanasın da çözülemeyesin, bitli börtülü başlara örtülü, kara kirli kalpaklar altında kalasın da kalkamayasın. sindiremediğin sinelerin sillesiyle sersefil olasın. sayışıp danışıp yargılayıp bindiğin tayların çiftesine denk gelesin de doğrulamayasın. dünya uzaya çıkıyo, bay otel odasında kaldı, sen kılıcı dar kalasın da eşe, eşrafa batmayasın…
kırık kalem…
algıların kapalı ise önyargı(ç)ların verir kararı… yazmak bilmeyenlere kalem kırmak içindir…
önyargı…
lazın aşkı…
közlerin içine düşeni yakar…
bi körsen, közlerinin ta oralardan erittiğini
bilirsin…
seni nasıl sevdiğimi…
bir de dilim dönse de anlamlansa söylediklerim,
etmedi düşmanlarım laz dilimin ettiğini…
günah kâr
tebessüme aldanma görünen inkar olur
yüzü gülerken insan çiğeri efkar olur
derviş görünenden de alâ günahkâr olur,
tevbe bilmeyenlere sanma günah kâr olur…
kalp kalbe kamçıdır…
kalp kalbe karşıdır, karşılıklı kamçıdır
Süreyya kayar gibi…
Te mmuz…
madımak diyenlere başbağlar, başbağlar diyenlere madımak hatırlatılır… unutma, unutturma sloganlarıyla ölüler yarıştırılır… güneş, deniz, kum hikaye, bu memlekette temmuzun geldiği böyle anlaşılır…
kırık kulp
kırkbir küpünün, kulpu kırık küpü kırk memleketin…
ne kırık kırk kulpu mani sevmeye ne de ırk memleketin…
sıfır
sıfırsın hayatımda, belkide bu yüzden pahalıya mal oldun bana…
nesimi’ler
Hallacı Mansurun felsefesiyle yürüyüp “enel hak” diyen ve bu yüzden de derisi yüzülerek öldürülen divan şairi seyyid nesimi, kendisinden çok sonra yaşamış halk ozanı kul nesimi ile karıştırılır genelde… birincisi enel hak dediği için 15. yy. da halepte öldürülen seyyid nesimi, diğeri ise en bilinen eseri ile haydar’ın sahibi(ben melanet hırkasını) kul nesimidir. seyyid nesimi şiirlerinde bolca arapça kelimeler bulabilirsiniz. kul nesiminki ise daha sade bir türkçedir. kul nesimi 17. yy da anadoluda, seyyid nesimi ise anadolyu gezip, diyarbakırda da bir ara kalmış olmasına karşın halep’te uzun süre ikamet etmiştir. seyyid nesimi hurufi-alevidir, kul nesimi ise bektaşi-alevidir. ali sevgisini anlatırken de bu farkı görebilirsiniz, kul nesimi haydar der, seyyid nesimi hurufilikte ali nin anlamını da bilerek bolca ali der. Ama her ikisi de söz ustasıdır vesselam, gelin varalım bu dem alemlerine dalalım;
Seyyid nesimi;
Bende sığmış iki cihan, ben bir cihana sığmazam,
Gevheri la mekan benem, kev ü mekana sığmazam.
Anlamı:
iki cihanı anlıyor ve kabullenebiliyorum ama bir cihan bana yetmiyor,
mekan ve mekansızlık cevheri bende ama şu varlık mekanı bana yetmiyor…
Kevn ü mekandır ayetüm, zata gider bidayetm,
Sen bu nişan ile beni bil ki nişana sığmazam.
Anlamı:
Bütün mekanlar ve alem varlığımın delilidir ve işin sonu da Allah’a varır
sen beni bu işaretle tanı ve bil, gerçi ben o işaret de beni tarif etmeye yetmez…
Kimse güman ü zann ile olmadı Hak ile biliş,
Hak’kı bilen bilir ki ben, zann ü gümana sığmazam.
Anlamı:
Hakkı bilenler ona kuşku ile bakmazlar,
Hakkı bilenler de bilir ki, kuşkular ve zan benim için yeterli değildir…
Surete bah u maniyi suret içinde tanı kim,
Cism ile can benem, veli cisme vü cana sığmazam.
Anlamı:
Surete bak, suretin içindeki manayı ve ruhu gör ve tanı
Suret de ruhda bende vardır, ancak ruh da suret de bana yetmez…
Hem sadefem, hem incüyem, haşr ü sırat esenciyim,
Bunca kumaş u raht ile ben bu dükkana sığmazam.
Anlamı:
Yani hem inciyi saran sedef’im hem de incinin kendisiyim ama sırattan geçmek üzere yeniden diriltileceğim
ama mal mülk işine kafa yoruyorum bunca giyecek ve binek le zannederim orası da bana yetmez…
Genci cihan benem ben uş, ayni iyan benem ben uş,
Gevheri kan benem ben uş, bahre vü kana sığmazam.
Anlamı:
mal mülk şöyle dursun hazinenin özü benim,
ben ne inci gibi okyanuslara sığarım, ne de okyanusların sığdığı yere sığarım…
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam
Anlamı:
yeryüzü ve gökyüzünde de olduğu gibi benim var oluşumda da kaf ve nun harflerinin kudredi var (kaf ve nun Allah’ın “Kün” -“ol” emrini işaret etmektedir.)
kes sesini beni tarif etmeye kalkma çünkü ben sözlere ve anlamlara sığmam…
Gerçi muhiti azamem, adem adımdır ademem,
Dar ile kün fe kan benem, ben bu mekana sığmazam.
Anlamı:
gerçi bütün bu mühitin sahibi de benim, adem demişler insana ben bu yüzden ademim,
bu mühit de benim bu mühitte ol emri ile olan da benim ama ben bu mekana da sığmıyorum…
Can ile hem cihan benem, dehr ile hem zeman benem,
Gör bu latifeyi ki ben, dehr ü zamane sığmazam.
Anlamı:
Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim.
Ancak şu tuhaf duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.
Encüm ile felek benem, vahyi bilen melek benem,
Çek dilini vü epsem ol, ben bu lisana sığmazam.
Anlamı:
Yıldızlarla felek benim. Vahiy de, onu getiren melek de benim.
Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.
Zerre benem, güneş benem, Çar ile penç ü şeş benem,
Sureti gör beyan ile, bil ki bu şana sığmazam.
Anlamı:
En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim.
Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.
Nar benem, şecer benem, Arşa çıhan hacer benem,
Gör bu odın zebanesin, ben bu zebana sığmazam.
Anlamı:
Ateş (Tur Dağı’nda Hz.Musa’nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem’in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim.
Bu ateşin zebanisini, yani cehennem meleğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam
Şems benem, kamer benem, şehd benem, şeker benem,
Ruhi revan bağışlarım, ruhi revana sığmazam.
Anlamı:
Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim.
Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam
Gerçi bugün Nesimi’yem Haşimi’yem, Kureyşi’yem,
Bundan uludur ayetim, ayet ü şana sığmazam.
Anlamı:
Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Kureyşî sülalesinin Haşimî boyundanım.
Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam
Kul Nesimi: