etme…
Şems; ‘artık buralarda durulmaz’ dedi dostuna,
acıtmaya başlamıştı gül bahçesini, dikenliklerden atılmaya başlayan taşlar.
Ve Mevlana, çıkan dedikodularla Konya’dan ayrılan Şems’e şiirle şöyle seslendi.
Duydum ki, bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
Sen yad eller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.
Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.
Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.
Ey, makamı var ile yokun üstünde olan
Sen varlık sahasını terk ediyorsun, etme.
Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.
Âşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.
Ey, cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.
Şekerliğinin içinde zehir dokunmaz bize
Sen zehri şeker, şekeri zehr ediyorsun, etme.
Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.
Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun, etme.
İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
Mevlana Celaleddin’i Rumi
Göz Yanılması
Çizginin İncelikleri
alemi bilmek…
Sudan baska şey göremiyorum,
Sudan ötesine eremiyorum
Bu nasıl bir tezattır ki,
Su nedir bilmiyorum…
İmza : balık
ateş kesilir…
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Biz ayrılığın gül bahçesinde yanık ve ateşli şakayışlarla meşgul olan öyle bir bülbülüz ki
Eğer bahçemizden geçecek olan saba yeli bile olsa (tutuşur, yanar da) ateş kesilir..
II. selim
gönüldendir şikayet
gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur
ateş kesilir geçse saba gülşenimizden
o mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler
bir ah etsem bu dünyayı viran ederim ben
göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mahım
kurbanın olam var mı benim bunda günahım
o gül endam bir al şala bürünsün yürüsün
ucu gönlün gibi ardınca sürünsün yürüsün
neler çeker bu gönül derdim şikayet olur
ben aşıkım sözüm de benim aşkaanedir
ne yanar kimse bana ateş dilden özge
ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
yeni şehirli avni
Süzme çeşmin
Süzme çeşmin gelmesün müjgân müjgân üstine
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstine
Gözlerini süzme de değmesin kirpiklerin kirpik üstüne
Vurma yaralı sineme sivri mızrak mızrak üstüne
Dilde gam var şimdilik sen gelme lutf it ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstine
Ey sevinç, şu aralar sinemde hüznü misafir ediyorum, affet beni, sen bi süre gelme
Bir hanede kabul etmek olmaz misafir misafir üstüne
Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicrân hicrân üstine
Yardan ayrı düşmüş iken gurbete gittik birde sıladan ayrı düştük
Alem bize bunu da gösterdi, ayrılık ayrılık üstüne…
Rîze-i elmâs eker her açdığı zahma o şûh
Lutfı var olsun ider ihsân ihsân… üstine
O sevgili yarama elmas tozu ekiyor ki yaram geçmesin diye
Lütfediyor sağolsun, çünkü bu yara geçsin istemiyorum ettiği bağıştır, bağış üstüne
Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstine
Hem içki içmez hem de kimseyi sevmez diyorlar hakkımda
Etmişler Rasih’e onca iftira iftira üstüne…
Rasih Efendi
sultan selim’den
“Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden.”
Selimî(Yavuz Sultan Selim Han)
aşk ve iman
Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü’minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)
Ölüm
Gelmez sana bir ziyan bu aşktan gönlüm! Can gitse de korkma başka bir candır ölüm.
Mevlâna
âşk
Âşk kim kalbe gıdâdır, ne yenir ne yutulur, Bir demir leblebidir, çiğneyene aşk olsun..!
Mustafa ile Açılım üzerine
Mustafa :
Açıldınız; affettiniz,iş,aş vaat ettiniz.Ne akan kan durdu ne de Mehmetlerin ölümleri?? Sorumlular eserleriyle övünebilir artık!!!
Hakan :
30 senede topla tüfekle 30.000 can gitti Mustafam… 30.000 sene de geçse dağlarda aranan şeyin adı çözüm değil. ötekileştirilmiş bir milletin silkelenip kendine gelmesi de öyle 3-5 ayda olmayacak bu sürece aynı sırada okuduğunuz, zaman zaman ekmeğinizi paylaştığınız kürt arkadaşlarınızla yanyana kol kola destek vermezseniz ne ağlayan anaların gözyaşları, ne bayrağa sarılı tabutlar, ne de köpek gibi havlayan baydemirler biter.
Mustafa:
hakan… dağlarda süren dava sadece basit bir silah olayı değil ki?? zaman zaman avrupa ülkelerinden subayların eğitim verdiği hatta askerimize karşı eşkıyayla birlikte çatışmaya girdiği,abd helikopterlerinin çatışma sırasında bile erzak silah yardımı yaptığı bir olay.ama kim ne derse desin.kürt arkadaşlarım git gide bu ülkeden bizden uzaklaşıyor.baydemir,emine ayna,aysel tuğluk ya da leyla zanalar yüzünden..konuşmaları,yaptıkları hep ayrıştırma üzerine ve gücü elinde bulunduranlar bu ayrıştırmanın önüne geçmeye çalışırken bunların elini güçlendirdiler ve artık serbestçe ayrı bir devlet istediklerini de söylüyorlar zaten.dönsünler artık bu yoldan iş çığrından çıktı çünkü.bdp nin seçim otobüsünde koskocaman yazılarla yazılı olan slogan aynen şu: tek çözüm demokratik özerklik…ve bu adamlarla bu işbirliği yapılmaya çalışılıyor…
Hakan:
o yörenin halkına bunca yıl o sesler hükmetmiş. bilinçli ve sistemli bir şekilde cahil “bırakılmış”. devlet eliyle devlete düşmanlaştırılmış. o halk, düğününü basan, ibadetine engel olan, saat 5 den sonra sokağa çıkanı ortadan kaldıran askerler gördü. “memleketiiiiim” diye naralar atan insnların, memleketinin bir kasabasında köyünde görev yapmamak için kaçtığını gördü. sırf bu yüzden mesleği bırakan, dayılarını devreye sokan, işini yapmayan öğretmenler, doktorlar, memurlar gördü.
sistemli olarak eğitimden yoksun bırakıldı. dünyanın en verimli toprakları çorak bırakıldı. bir devre sahiplik yapan,ticaretin, tarımın, ilimin merkezi olan “mezopotamya” tarımdan, ticaretten, ilimden yoksun kaldı. o yoksun halka devletin vaadetmediklerini birileri çıkıp vaadetti ve bu 3 -5 yıl değil neredeyse 1 asır devam etti. onları herşeyden yoksun bırakanlar da bu vaadlerin sahipleriydi aslında. orda hep kaos istediler, istediklerini yaptılar. biliyorlar ki o yörenin kalkınması, orta doğu ile ticaretin, siyasetin kalkınması demek. bu da Türkiye’nin “dünyanın merkezi” olması demek.
iyi tahlil etmek lazım kardeşim, bu oyunu kürt halkı oynamıyor…amerika ile rusya tek bir mevzuda kayıtsız şartsız anlaşırlar, o mevzunun adı da “Türkiye” bu oyun büyük oyun. bu kan bitmeli, bitmeli ki bu tekere çomak sokabilelim.
Mustafa:
hakan o bölgede yıllarca köy hizmetleri,orman müdürlüğü ve çeşitli kurumlara ait iş makineleri yakıldı.hemen hemen her kurumda güneydoğu da öldürülmüş görevliler var.yıllarca araçların önü kesilip öğretmen,mühendis,kamu görevlisi gibi bölgeye katkı yapabilecek herkes öldürüldü. bu ülkenin tarihindeki en büyük proje olan GAP ta o bölgeye yapılan bir yatırımdı.sadece 253 tane öğretmen öldürüldü 15 yıl içinde.akşam yemeklerinden kaldırılıp ya da öğrencilerinin yanından alınıp kurşuna dizildiler.çoğu kez de köylerdeki yardımcıları ile birlikte yaptılar bunları.bütün bunları bir kenara bırakıp şunu yapmadık demeden önce yapmaya çalışılıp da engellenenleri de göz ardı etmemek lazım.ama bunları sadece bugünle dünle sınırlamak da çok doğru değil.kurtuluş savaşı sırasında ve sonrasında bile ingiliz ya da amerikalılarla işbirliği yapıp isyan çıkarıldığını düşünürsek.birşey yapmaya çalışmanın da pek anlamı kalmadığını görürüz.son açılım olayı da bunun en büyük kanıtı oldu.ne yapmak istersen iste.sanatçılar,işadamları vs herkes destek verdi ne oldu.7-8 tane ilde istediği an başbakanı yuhalatıp,etrafı yakıp yıkacak gösteriler düzenleyenlerin sesi yükseldi ve şu an aynı kişiler bu süreç iyi yönetilmedi,başbakan samimi değildi gibi pişkin konuşmalar yapıyor.büyük resim göz ardı ediliyor bence..
Hakan:
bu iş için aklı selim kürtlerin senden benden fazla mücadele etmesi lazım. işin kötüsü aklı selim olanın fikri kayık genelde.
bir bir ortaya çıkacak ve herkes görecek o otobüs yakanlar da, bölgeye gelen öğretmenleri kurşuna dizenler de yöre halkı değil. ama ziyadesiyle kullanıldılar. hala kullanılıyorlar. 5 yaşında çocuğu militan gibi giydirip zafer işareti yaptırıyorlar. hep bi dolduruş halindeler.
Tuncelide karakol basılıyor. bir hafta önceden istihbarat geliyor. her an bi saldırıya maruz kalabilirsiniz deniyor. hiçbir tedbir alınmıyor nöbetçilere çelik yelek giydirmekten başka. sonuç 4 şehit biri de yaşam mücadelesi veriyor. ama genel kurmay başkanı açıklama yapıyor sis vardı kobra yardıma gidemedi. bu mudur dünyaya meydan okuyan Türk askerinin hareket – istihbarat kabiliyeti. şimdi ben nasıl bu askerden emin olayım.
o bölgede çalışan görev yapan rütbelilerinin hepsi aynı şeyi söylüyor. bu iş topla tüfekle bitmez. biz dağa intikale çıkarken örgüt kahvede propaganda yapıyor. döndüğümüzde muhtar, bakkal, köyün delisi militan oluyor. silah yığınak yapsam ne olur sabah su veren çocuk akşam “biji pkk” diye bağırıyor.
haklısın devlet özal döneminde büyük yatırım yaptı bölgeye.nasıl bi tesadüftür ki aynı dönemde PKK hortladı. güzel güzel halkı sömüren aşiret reislerine birileri gelip buna karşı dur yoksa ağalık elden gider dediler. GAP da ne ki ; dönen koca tekere çomak sokmak demekti bu. ağa karar alırsa marabaların boynu kıldan incedir. siz davranın aşiretimle arkanızdayız dediler. ve hep kullanıldılar. kullanıldılar.
hata elbetteki sadece bizde değil. bir türlü kafaları basmadı. bi oyunun içinde olduklarını bi türlü anlayamadılar. kim bilir belki de hiç anlamayacaklar… ama fikri akla kurşunla sokamazsın, kanda çare bulamazsın, o kesin…
Fuzuli
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Seminerlerle sömürüp semirenler
Seminerlerle sömürdüler, bilmiştir dedik dinledik, beynimizi kemirip semirdiler.



