Kime yar oldu felek

Bu yokluk ülkesine ibretle bak ey can
Gafleti elden bırak, boş değildir bu meydan
Hani Sultan Süleyman, hani Han-ı İskenderan
Yüz bin ömrü bahtiyar geçirsen bile bir an
Ne güle kalır, ne bülbüle kuzum bu cihan
Kime yar oldu felek, görülmedi bunca zaman…

Tamaha hırsa uyup nefs ile perişan olma,
Rahatın elden gider, şöhret, şan olma,
Mahrum kalma, eriş ariflerin sohbetine
Aldanma dünyanın saltanat ve servetine…

Dünya zevklerine aldanmadı ehl-i kemal
Bildiler hepsi gölge, hava, oyun ve hayal
Dünya zevkleri ancak havadan misal
Aşkın eteğine tutunup herkes buldu visâl…

Mevlana

Uzun Geceler

gecelerimi uzatan saatler mi sanıyorsun
sızım sızın sızlıyorum,
sensizliği düşlüyorum,
sen orada duruyorsun…

Bir delinin Mal Beyanı

1- Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
2- Gökyüzünde bir bulut
3- Bitlis’te beş minare
4- Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili
5- Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri
yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
6- Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7- Palandökende bir palan, iki döken
8- Kastamonu’da üç kasto
9- Üç fay hattı
10- Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
11- Dünyada mekan
12- Ahirette iman
13- Denizde kum
14- Uzayda yerçekimsizlik
15- Bir çuval gazoz kapağı
16- Bir kibrit kutusu sigara izmariti
17- On sekiz saç biti
18- Biri İngilizce 6 adet küfür
19- Yirmi tane boş naylon poşet
20- Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
21- Bir sürü saç sakal, kıl, tüy, yün
22- Uç ayrı parkta, üç ayrı belediyeye ait, üç ayrı banka reklamlı bank
23- Bir ayakkabı çekeceği
24- İki büyük taş kütlesi
25- Bir adet ağaç gölgesi
26- Üç kuş kanadı sesi
27- Bir sürü kedi, köpek
28- Bir Marmara Denizi
29- Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
30- Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
31- Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili
32- Nakit 15 kuruş
33-Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bir ömür

Met-Üst

Hakikat

Heves binbir nakış, nefis tel örgü
Ezan sesi davet, icabet görgü
Secdeden kıbleye mübarek döngü
Bilmem sahi midir yoksa riya mı?

Dünle giden gitti, bugün nesi var
Bir bilenin binbir bilinesi var
Bilip erenlerin hazinesi var
Bilmem gerçek midir yoksa rüya mı?

Derman isteyenler derde sarılsın
Dertler ummanına dalıp yarılsın
Merhem arayanlar tuza sarılsın
Bilmem zehir midir yoksa deva mı?

Dünya sana kanan serde bey midir?
Dervişin duası çeşm-i mey midir?
Sarhoşun takvası olur şey midir?
Bilmem hak mı bize yoksa reva mı?

HakSaray

Ak saray yapıldı…
Oh ne de güzel yapıldı, aman da pek yakıştı itibarı arşı delen memleketime.

Devrü alem mecmualarının manşetlerine “21.yüzyılda hala madende işçiler ölebiliyor” yazdıran, bir “van minutü” ile Filistin’e sistematik zulmeden israilin elini kolunu bağlayan dünya lideri ve avanesine yakışır elbet.
Altın varaklı sütunların altında, memleketin bilmem kaç köşesinden getirilimiş pırıl pırıl mermer zemin döşemelerinin üzerinde yürümek, işçisine %3 zammı reva gören yüzyılın sultanına yakışmayacakta kime yakışacak.

O bin odalı saray, her projesinde binbir stratejik derinlikle memleketi ortadoğunun kadim düşmanlarıyla yüzgöz edenlere layıktır elbet. Halkın içinde olmak, toprağa dokunmak, suya kanmak, memleketle kalmak, memleket olmak gelmiş geçmiş en büyük lidere yakışır mı. Kisra sarayları inşa edip, aşsızdan, işsizden, yalın ayak çift sürenden, başı okşanmak bilmemiş yetimden derin yarlarla ayrılmalı. E biraz mesafe olmalı tabi…
Yakıştı yakıştı, çok yakıştı… Mum dikmek denir ya o hesap…

Bunca yıl geçmiş, onca şey yapılmış, memleketi ihya eden ol devletlü sultana tebayı görüp dinlemek yakışır mı hiç bu vakitten sonra. Görüp, dinleyenler, zatı- şahanelerine usulünce söyleyenler çok… Memleket olduğu gibi görülmemeli, sultanın görüldüğü gibi olduğuna ikna edilmeli halk…

E biraz yandaş olmalı tabi…

Güzel oldu güzel, pek bi güzel oldu…

Kefen giyip gelen, yol ver gidelim, öl de ölelim diyen, liderine sıdk-u sadaketle bağlı, fikri hür, irfanı enginleri aşan cümle cemaat kendilerini makarna ve kömürle ihya eden maliklerine, asgari ücretlerinden arttırdıklarıyla bi saray inşa ediversinler canım çok mu… Hem görün bakın bu saray nasıl da çözüm sürecini tetikleyip terör belasını def-ü ref eyleyecek. Gösterişi ve azameti ile bizi bi çırpıda ortadoğunun lideri konumuna getirecek. Görün bakın çok da sürmez mili gelir taaaaa van yapacak. Cari açık ahşap tarihi yalıları restore eder gibi beton sıvalarla kapatılacak. Eğitim sistemi yıkılacak, işinin ehli bir müteahit eliyle yeniden yapılacak. 4+4+4 bloklar dikilecek… Geleneksel “en yaramaz sınıf başkanı yapılır” yöntemi ile memleketin en azılı hırsızları, arsızları, yandaş ve yalakalarına en büyük kamu ihaleleri verilecek bu sayede yolsuzluklar önlenecek. Hani olmaz ya olaki bi yolsuzluk oldu, mücadeleye yeltenen Savcı ve Polislerin sürgün yerlerine ulaşımı kolaylaştırmak için metro hatları yapılacak. Oradan oraya kolayca sürülebilecek. Olacak… Hak ettik ki olacak…

Kul hakkı? Tüyü bitmemiş yetimin, ekmeği için ölenlerin, vatanı için yitip gidenlerin hakkı!
Eee o kadar da olacak…

Kul, hakkından feragat edecek, Şah haksaraylar yapacak tabi…

Türkiye muhafazakar bir ülke(mi)dir…

Muhafazakar özgürlük, daha fazla başörtülü, daha fazla sakallı, daha fazla camili, daha fazla imamlı olmak anlamına mı gelir… Bütün bunlara fazlası ile sahip ama ikiyüz senedir batının piyonu olmuş arap yarım adası muhafazakar mıdır mesela?

Muhafazakarlığın olmazsa olmazı, milli hassasiyet, sosyal adalet, toplumsal örfe saygı, geleneğe bağlılık, onurlu vatandaşlık, hakka riayet, Hak’a iman, kavramlarını ne kadar muhafaza ediyoruz?

Daha rahat namaz kılmak, ibadetin gereğini istediği yerde istediği gibi yerine getirmek, uygun fiziksel atmosferi yakalamak islami bir yaşayış için yeterli mi?

Başörtümle yaşayabiliyorum, namazımı kılabiliyorum gerisi beni ilgilendirmez demek islami bir ölçümüdür?

Toplumsal refah, ev ekonomisinden ibaret midir?

Giyimiyle kuşamıyla, gündelik yaşamıyla, dinin fiziksel bütün şartlarını yerine getiren ve maddi olarak da hiçbir sıkıntısı olmayan islam ülkeleri yok mu? Bu ülkelerin Gazze’de, Suriye’de, Türkmeneli’nde, Afganistan’da, Arakan’da sessiz kalması, şuan içine sürüklendiğimiz sözde islam anlayışının bir parçası olabilir mi acaba?

Başımızdakiler namazında niyazında, inançlı (!) insanlar deyip, geriye kalan yöneticilik vasıflarının hiçbirini sorgulamamak ne kadar müslümanca?

“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8435) Hadis-i Şerif’i hiç mi kaygılandırmıyor seni.

“Vicdanın kabul etmediği hiçbirşey islami değildir” demiyor muydu Gazali…
“Tek yol islam” deyip harama göz yummak, “Ya Allah” diye yola çıkıp, yalana “eyvallah” demek, “Bismillah” diye işe başlayıp, “bize de bişeyler düşer inşallah” hesaplarıyla inanç tüccarlığı yapmak vicdani midir?

“Müslüman haram yemez, yolsuzluk yapmaz, kul hakkından korkar”dı ya hani, şöyle bir bak etrafına; harama bulaşmayan esnaf, yolsuzluk yapmayan idareci, vazifesini hakkı ile yapıp, kul hakkı yemediğinden emin memur görebilir misin? Ticarete bulaşıp vergi usulsüzlüğü yapmayan kaldı mı? ve herşey “olağan”, “olmazsa olmaz”, “o kadar olur”larla basitleştirilerek kabul edilir hale gelmedi mi?

Şükürler olsun ki neyin doğru neyin yanlış olduğuna bizim adımıza karar veren, muhafazakar(!) idareciler tarafından yönetiliyoruz… Gidişatta sorumluluğumuz yok…(!)

Müslümanca yaşamaya uğraşmayalım, müslüman(mış) gibi yaşamak yetiyor bize…

Boru

Onların petrolü varsa bizim de BORumuz var dedi adam…
“Bor”un var da öttüremiyorsun hacı,
Sahip oldukların hangi yaranın ilacı,
Mısıra acı, Suriye’ye acı, kendine acı,
Koca koca milletler kendi yurdunda kiracı…

Beni Sizler Kahrettiniz…

“Sağolunuz efendim, alkış tutan elleriniz dert görmesin, sizlerin sayesinde buradayım, beni sizler vâr ettiniz”

* * *

Televizyonun henüz piksellerle, inçlerle değil üzerindeki düğme sayısına göre kıymetlendirildiği günlerdi. TRT Ankara stüdyosunu dolduran seyircilerin alkışları arasında sahne alan sanatçılar sahnelerini tamamladıktan sonra gördükleri ilgi ve sevgiye bu şekilde teşekkür ederler, sahneden seyircilere sırt dönmeden bu sözlerle ayrılırlardı; beni sizler vâr ettiniz!

Özal’lı dönemde bu cümle siyasetin de içine girmiş, kalabalık miting alanlarında “sizler olmasaydınız, bizler buralara gelemezdik” şeklini almıştı. Netekim askeri idare yerini gerçek seçilmişlere bırakıyor demokrasi güçleniyordu. Ve aslına bakılırsa iktidarlar açısından demokrasi “beni sizler var ettiniz” rejiminin kısa adıydı.

Geçmişte durum böyleyken, günümüzde başbakan yardımcımız katıldığı TV programlarında “sizi bizler var ettik, biz varsak varsınız, biz olmazsak siz de olmazsınız” şeklinde beyanatlar veriyor. Yazık! Belli bir zümre ya da camiayı tehdit eder gibi söylenen bu cümleyi neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. “Sizi bizler var ettik” dediğiniz camianın diğer camialardan ayrılarak “var edilmesine” neden lüzum görülmüştü.

Bir camianın iktidarınıza, milli menfaatlerinize kastettiğini iddia edip, yok edilmesinin milli bir mesele olduğu yönünde telkinlerde bulunup, en tepeden bunun bir “istiklal savaşı” olarak görülmesi gerektiğini söyledikten sonra, “biz yok olursak, siz de yok olursunuz” cümlesi nasıl bir çelişki ne çeşit bir ilişkidir.

Bu nasıl bir paradokstur ki sizi bitirmeye çalışan camia “siz varsanız da yok olacak, yoksanız da yok olacak…”

* * *

Türkye’nin gelmiş geçmiş en güçlü iktidarının seçim kampanyalarındaki söylemlerinin devrim niteliğindeki evrimini seyrediyoruz;

Eskiden “önden giden atlılar” dediğiniz insanlara şimdi “truva atı” diyorsanız,
“fedakar, cefakar, hizmet insanları” diye örnek gösterdiğiniz kişilere “böcekler, haşhaşiler, vatan hainleri” diyorsanız,
“darbeciler, vesayetçiler, işbirlikçiler” diyerek 5 sene içerde yatırdığınız insanları, “akça pakça abiler, teşekkür etmediler” diyerek bir çırpıda salıveriyorsanız,
bir zamanlar “bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız” derken,
şimdilerde “bizimle olursanız var olur, varlıklı olursunuz, bizimle olmazsanız yok olur, yoksul kalırsınız” demekten çekinmiyorsanız,
yapılanları anlatırken “birlikte başardık” demek yerine “biz yaptık biiiizzz!” diyerek egonuza ayar veriyorsanız evriminizi tamamladınız demektir.

Mübarek olsun!

Beni sizler kahrettiniz!

7.Evlilik Yıl Dönümü

Sultanlik dedikleri, yanliz kalple kıt akıl
Hele sevdaya bulas, ateslerinde yakıl
Iki bahasız evlat, bir de huriye kapıl
Goz acip kapatmadan gelir gecer yedi yıl
Ilahi sen bu ömrü bu yuvaya hadim kıl

demedim mi…

sakın cahilin yanına
varma gönül demedim mi
müşkül olsa da halını
sorma gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi

aç gezer ol, tokçasına
muhannetin akçasına
namussuzun bahçasına
girme gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi

bulamaz dost arasını
eksik alır darasını
kabuklaşan yarasını
sarma gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi

ipek’i düşürdün aşka
görmeseydim seni keşke
kendi kusurundan başka
görme gönül demedim mi
ben sana söylemedim mi

 

Salyası çenesinde kafirin…

Bir akil ses, bir mert nefes bekliyor insan,
Nafile…
Çıkıp şecaat arzederken külhanbeyleri, sirkatini ayyuka veriyor
Ceraatlerin sızlattığı sinelere icraatlerle merhem olunmuyor…
Makam makam her köşesi irin memleketin ve salyası çenesinde kafirin…

Dost kara günde (!)

Türk’ün Türkten başka dostu yokmuş ya, yalan(!)
BBC olayları taksimden canlı yayınlıyor!
Türk medyasının yapamadığını CNN yaptı; 8 saat canlı yayın!
Alman milletvekili eylemcilerin yanında!
Rus aktivistler eyleme destek veriyor!
Amerikalı stand-upçı başbakanla dalga geçiyor!
Çinlilerin hazırladığı gezi videosu rekor kırıyor!
Gezi olaylarının arka planı Fransız televizyonunda!
İtalya; yanınızdayız! Hindistan; diren gezi parkı!
Suriye rejimi; Erdoğan halkına zulmediyor!
Komşudan (Yunanistan) eylemcilere dost eli!
Ermenistan TC hükümetini kınadı!
AB uyarı kararı aldı!
İngiltere durumdan endişeli!
israil medyası gerçekleri sansürsüz gösteriyor!
İran bir video hazırlamış süper!

Aman Allahım ne çok sevenimiz varmış…(!)

1 2 3 4 13  Scroll to top